Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'dan Türkiye Ekonomisi Vizyonu: Dayanıklılık, Üretim ve Refah
Milli İrade Platformu ve Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) tarafından, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) ev sahipliğinde düzenlenen 19. Milli İrade Buluşması gerçekleştirildi. “Türkiye Yüzyılında Ekonomi” başlığıyla düzenlenen programda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu, küresel gelişmelerin ekonomiye etkilerini ve gelecek dönemin hedeflerini anlattı.
Programa İstanbul Valisi Davut Gül, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de katıldı.
Küresel belirsizliklere karşı ekonomik dayanıklılık
Konuşmasında dünya ekonomisindeki gelişmelere dikkat çeken Cevdet Yılmaz, uluslararası sistemde kurumların ve kuralların zayıfladığı, güç mücadelesinin ve jeopolitik gerilimlerin öne çıktığı bir dönemden geçildiğini söyledi. Gazze’de yaşananların da uluslararası hukuk ve düzenin geldiği noktayı gösterdiğini belirten Yılmaz, küresel ekonomide yeni dengelerin oluştuğunu ifade etti.
Böylesi bir ortamda istikrarını koruyabilen ve güçlü liderliğe sahip ülkelerin avantaj kazandığını dile getiren Yılmaz, Türkiye’nin son 24 yılda oluşturduğu ekonomik ve siyasi istikrar sayesinde küresel risklere karşı daha sağlam bir zeminde ilerlediğini kaydetti.
Türkiye ekonomisinin son 24 yılda ortalama yüzde 5,3 büyüdüğünü, aynı dönemde dünya ekonomisinin büyüme ortalamasının yüzde 3,5 seviyesinde kaldığını belirten Yılmaz, kişi başına düşen gelirin Avrupa ortalamasına oranının da yüzde 38'lerden yüzde 70'e yaklaştığını söyledi.
Pandemi, ticaret savaşları ve büyük depremler gibi zorlu süreçlere rağmen Türkiye'nin büyümesini sürdürdüğünü vurgulayan Yılmaz, ekonomik dayanıklılığın önümüzdeki dönemde de temel önceliklerden biri olacağını ifade etti.
Milli gelir 1,8 trilyon dolara ulaşacak
Türkiye ekonomisinin büyüme performansına ilişkin rakamları paylaşan Yılmaz, geçen yıl yüzde 3,7 büyüyen ekonominin bu yıl için yüzde 3,3 büyüme tahminine sahip olduğunu belirtti. Küresel gelişmeler ve özellikle Körfez bölgesindeki gerilimlerin büyüme beklentilerinde aşağı yönlü revizyona neden olduğunu kaydetti.
Buna rağmen Türkiye'nin 24 çeyrektir kesintisiz büyüdüğünü hatırlatan Yılmaz, 2026 yılı sonunda ekonomik büyüklüğün 1,8 trilyon dolara, kişi başına düşen milli gelirin ise yaklaşık 20 bin dolara ulaşmasını beklediklerini söyledi.
İşsizlik oranının da uzun süredir tek haneli seviyelerde seyrettiğini belirten Yılmaz, eylül ayında yüzde 8,4 olarak açıklanan işsizlik oranının, istihdamı artırmaya yönelik politikalarla daha da iyileştirilmesinin hedeflendiğini dile getirdi.
İhracatta Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesi
Türkiye'nin ihracat performansına da geniş yer ayıran Yılmaz, ekim ayında ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,1 artarak 25,9 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. Bu rakamın ekim ayları itibarıyla Cumhuriyet tarihinin en yüksek ihracat seviyesi olduğunu belirten Yılmaz, yıllıklandırılmış mal ihracatının 285,6 milyar dolara ulaştığını söyledi.
Mal ve hizmet ihracatının toplamda 413 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Yılmaz, Türkiye'nin 2002 yılında yaklaşık 50 milyar dolar seviyesinde olan toplam mal ve hizmet ihracatını bugün çok daha ileri bir noktaya taşıdığını vurguladı.
Ekim ayında dış ticaret açığının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,4 iyileştiğini, ihracatın ithalatı karşılama oranının ise 3,4 puan arttığını belirten Yılmaz, ihracattaki güçlü seyrin cari açığın sürdürülebilir seviyelerde tutulması açısından önemli olduğunu kaydetti.
Küresel ticarette korumacılığın arttığına, jeopolitik gelişmelerin ve dış talep risklerinin devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgeleriyle yoğun ticari ilişkilerinin bulunduğunu söyledi. Bu iki bölgenin Türkiye'nin toplam ticaretinde yaklaşık yüzde 70'lik paya sahip olduğunu belirten Yılmaz, önümüzdeki dönemde yeni pazarlara açılma ve uluslararası ticari bağlantıları güçlendirme çalışmalarının süreceğini ifade etti.
Enerji maliyetleri enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor
Küresel gerilimlerin Türkiye ekonomisine etkilerinden birinin enerji maliyetleri üzerinden ortaya çıktığını belirten Yılmaz, İsrail'in kışkırtmasıyla başlayan İsrail, ABD ve İran arasındaki savaşın hem bölge ekonomisini hem de küresel ekonomik dengeleri etkilediğini söyledi.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin üretim maliyetlerini artırarak büyümeyi baskıladığını, aynı zamanda enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir etki oluşturduğunu kaydeden Yılmaz, enerji kaynaklı gelişmelerin enflasyonla mücadelede hedeflenen hızın yakalanmasını zorlaştırdığını ifade etti.
Enerji maliyetlerinin enflasyona etkisinin yaklaşık 7 puan olduğunu belirten Yılmaz, enerji ve doğal kaynakların ekonomiye kazandırılmasının stratejik önem taşıdığını vurguladı.
Türkiye'nin yerli enerji kaynaklarını araştırma ve üretme çalışmalarını sürdüreceğini belirten Yılmaz, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, depolama kapasitesinin artırılması ve yeşil dönüşümün desteklenmesinin öncelikli hedefler arasında yer aldığını söyledi.
Sermaye piyasalarında yatırımcı ile manipülatör ayrılmalı
Yılmaz'ın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler oldu. Fonlarla ilgili süreçlerin bütün sermaye piyasalarına mal edilmemesi gerektiğini belirten Yılmaz, yatırım yapmanın ve tasarrufları üretken alanlara yönlendirmenin ekonomik kalkınma açısından önemli olduğunu vurguladı.
“Manipülatörle yatırımcıyı birbirinden ayırmamız lazım” diyen Yılmaz, hukuka uygun şekilde yatırım yapan vatandaşların, sistemdeki açıkları kullanarak haksız kazanç elde eden kişilerle aynı kefeye konulmaması gerektiğini ifade etti.
Fonlarla ilgili yaşanan sorunların ardından sermaye piyasalarının daha güçlü bir şekilde yoluna devam edeceğine inandığını belirten Yılmaz, hukuka aykırı işlemlerle mücadelede gerekli adımların atıldığını ve adli süreçlerin etkin biçimde yürütüldüğünü söyledi.
Tasfiye sürecine ilişkin bilgi de veren Yılmaz, toplam 7 şirket ve 131 fonla ilgili süreçlerin başlatıldığını, bunların büyük bölümünde olağan tasfiye işlemlerine geçildiğini belirtti. Kalan üç fon için olağanüstü tasfiye sürecinin başladığını ve ilk ödemelerin yapıldığını aktardı.
Bu kapsamda hazırlanan yasal düzenlemeyle yatırımcılara 1 milyon liraya kadar ana para iadesinin ara ödeme şeklinde yapılmasının öngörüldüğünü ifade eden Yılmaz, 455 bini aşkın yatırımcının önemli bir bölümünün ana parasına kavuşacağını söyledi. Terra fonuyla ilgili ödemelerin İş Bankası, Atlas ve Pusula fonlarına ilişkin çalışmaların ise Ziraat Bankası koordinasyonunda yürütüldüğünü belirtti.
Sanayide yüksek teknoloji dönüşümü hızlanmalı
Türkiye'nin ihracat yapısındaki değişime de değinen Yılmaz, orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracat içindeki payının 2002 yılında yüzde 28 seviyesindeyken bugün yüzde 44'e yükseldiğini açıkladı.
Bu oranın yüzde 50'nin üzerine çıkarılmasının Türkiye ekonomisinin yapısında önemli bir dönüşüm anlamına geleceğini belirten Yılmaz, sanayinin teknolojik kapasitesinin geliştirilmesi, üretimde katma değerin artırılması ve firmaların rekabet gücünün yükseltilmesi gerektiğini söyledi.
Savunma sanayisinde elde edilen başarıların sivil sanayi alanlarına da taşınması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, üretim yapısının değişen dünya koşullarına uyum sağlayacak şekilde dönüştürülmesinin önemine dikkat çekti.
2027 bütçesinin adı: Dayanıklılık, refah ve dönüşüm
Yılmaz, Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki ekonomi politikalarına ilişkin değerlendirmelerinde 2027 yılı bütçesine de değindi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin dokuzuncu bütçesinin “Dayanıklılık, Refah ve Dönüşüm Bütçesi” olarak hazırlandığını belirtti.
Bütçede ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesi, toplumsal refahın artırılması ve üretim yapısının dönüştürülmesinin öne çıkacağını ifade eden Yılmaz, enerji ve gıda arz güvenliğinin de stratejik öncelikler arasında yer alacağını kaydetti.
Emeklilerle ilgili olarak ise kural bazlı artışların dışında farklı seçenekler üzerinde çalışıldığını belirten Yılmaz, ilgili kurumlarla çeşitli alternatiflerin değerlendirildiğini söyledi.
3 Kasım 2002: Türkiye siyasi tarihinde yeni bir dönem
Programda Türkiye'nin siyasi ve ekonomik dönüşümüne ilişkin değerlendirmeler de öne çıktı. 3 Kasım 2002'nin millet iradesiyle Türkiye siyasi tarihinde yeni bir dönemin başladığı önemli bir tarih olduğu vurgulandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünde başlayan siyasi hareketin, milletin desteğiyle iktidara taşındığı belirtilirken, geride kalan 24 yılda hizmet siyaseti, demokratikleşme, kalkınma ve güçlü Türkiye hedeflerinin öncelik olarak benimsendiği ifade edildi.
Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda ekonomik kalkınmanın yanı sıra toplumsal refahın artırılması, üretim kapasitesinin geliştirilmesi ve ülkenin küresel rekabet gücünün yükseltilmesi yönündeki çalışmaların sürdürüleceği mesajı verildi.
19. Milli İrade Buluşması, yapılan değerlendirmelerin ardından katılımcıların birlikte fotoğraf çektirmesiyle sona erdi.